Gayrimenkul alım satımlarında tapu harcının eksik beyan edildiği şüphesiyle mükelleflere gönderilen yazılar, önemli bir hukuki tartışmayı gündeme getirmiştir. MEVA sistemiyle belirlenen tahmini piyasa değerinin tapuda beyan edilen bedelle karşılaştırılması, risk analizine yardımcı olabilir. Ancak MEVA değerini kabul etmeyen mükellefler hakkında, gerçek satış bedeli somut delillerle belirlenmeksizin tarhiyat yapılabilir mi? Sorunun cevabı, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 63. maddesi ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun tarhiyat hükümlerinde aranmalıdır.
492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 63. maddesine göre gayrimenkul devir ve iktisaplarında tapu harcı, emlak vergisi değerinden az olmamak üzere gerçek devir ve iktisap bedeli üzerinden hesaplanır. Tahmini piyasa değeri ile fiilen kararlaştırılan satış bedeli her zaman aynı değildir. Taşınmazın fiziksel durumu, kiracılı olması, acil nakit ihtiyacı ve pazarlık koşulları satış bedelini etkileyebilir. Bu nedenle MEVA değerinin yüksek olması, tek başına kayıt dışı ödeme yapıldığını ispatlamaz. 63. maddede açıkça “Takdir komisyonu kararlarına istinaden bu fıkra uyarınca tarhiyat yapılamaz.” hükmü yer alır. Kanun, gerçek devir bedelinin eksik beyan edildiğinin tespit edilmesi hâlinde fark harcın ikmalen veya re’sen tarhına izin verir; buna karşılık takdir komisyonunun belirlediği değer üzerinden tarhiyat yapılmasını yasaklar. Dolayısıyla MEVA kaynaklı değer farkını takdir komisyonuna sevk etmek, tek başına geçerli bir tarhiyat dayanağı yaratmaz.
VUK’un 30. maddesi kapsamında re’sen tarhiyat, takdir komisyonunca belirlenen matrah üzerinden veya vergi incelemesine yetkili kişilerce düzenlenen inceleme raporunda belirlenen matrah üzerinden yapılabilir. Bu nedenle her dosyanın zorunlu olarak takdir komisyonuna gönderileceği söylenemez. Tapu harcına ilişkin özel yasak karşısında komisyon kararı tarhiyata esas alınamaz. Bununla birlikte idare, kanuni usule uygun olarak elde edilen somut ödeme ve işlem belgeleriyle gerçek bedeli belirleyebilir.
MEVA ile çok sayıda işlem riskli olarak işaretlenebilir; ancak bunların tamamında kapsamlı inceleme yapılması personel ve zaman açısından güç olabilir. Bu durum idareyi bilgi isteme, izaha davet veya gönüllü düzeltme yöntemlerine yöneltebilir. Düzeltme yapmayan dosyalarda ise somut delil toplama ihtiyacı ortadan kalkmaz. İdarenin kapasite sorunu, kanunun açıkça yasakladığı takdir komisyonu temelli tarhiyatı hukuka uygun hâle getirmez.
MEVA ile takdir komisyonu hukuken farklı mekanizmalardır. MEVA, veri analizi ve risk belirleme aracı olarak kullanılabilir; takdir komisyonu ise VUK kapsamında kurumsal bir değerleme mekanizmasıdır. Bu nedenle takdir komisyonu yasağı doğrudan MEVA’ya uygulanamaz. Bununla birlikte kanunun aradığı gerçek satış bedeli yerine algoritmik tahmini değer geçirilirse ispat sorunu doğar. MEVA tahmini, araştırma başlatmaya yarayabilir; ancak tek başına fiilen ödenen bedelin kesin kanıtı sayılamaz.
Tapuda 3 milyon TL beyan edilen bir taşınmaz için MEVA’nın 5 milyon TL tahmin oluşturduğunu varsayalım. Mükellefin gerçek bedelin 3 milyon TL olduğunu açıklaması ve düzeltme yapmaması, tek başına vergi ziyaının kanıtı değildir. Banka kayıtları, sözleşme, taraf beyanları ve diğer deliller değerlendirilmelidir. İdare bunlardan hareketle farklı bir gerçek bedel tespit ederse tarhiyat yapabilir; ancak salt MEVA farkına veya düzeltmenin reddine dayalı tarhiyat hukuki ihtilaf doğurur.
Vergi/harç ihbarnamesinin düzenlenmiş olması tarhiyatın hukuka uygunluğunu kendiliğinden göstermez. Yargısal denetimde gerçek satış bedelinin hangi delillerle belirlendiği, MEVA’nın tek dayanak olup olmadığı, takdir komisyonu kararına dayanılıp dayanılmadığı, mükellefin belgelerinin değerlendirilip değerlendirilmediği ve cezanın işlem tarihindeki mevzuata göre hesaplanıp hesaplanmadığı önemlidir. İhbarname tebliğ edilirse dava ve diğer başvuru süreleri ayrıca gözetilmelidir.
MEVA sistemi düşük bedel beyanı riskini saptamada yararlı olabilir. Ancak risk tespiti, gerçek matrahın ispatı değildir. Harçlar Kanunu’nun 63. maddesi takdir komisyonu kararına dayalı tarhiyatı açıkça yasaklar; VUK’un 30. maddesi ise başka re’sen tarh yolları da öngörür. İdarenin sınırlı inceleme kapasitesi, gerçek satış bedelinin somut delillerle belirlenmesi gereğini ortadan kaldırmaz. Kanaatimizce en önemli hukuki sınır, MEVA’nın tahmini piyasa değerinin gerçek devir bedeli yerine geçirilememesidir. İdarenin temel güçlüğü değer farkı tespit etmek değil, bu farkı yargısal denetime dayanabilecek hukuki ve maddi bir tarhiyat dayanağına dönüştürmektir.